MEVLANA - KISSADAN HİSSE - Blogcu ÇOK İNSAN GÖRDÜM, ÜSTÜNDE ELBİSE YOKTU. ÇOK ELBİSE GÖRDÜM, İÇİNDE İNSAN YOKTU...Mevlana

GAYESİZ OLMAYIN, GAYESİZ OLMAK OT OLMAKTIR...Mevlana SÖYLESEM TESİRİ YOK; SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL...Fuzuli

TÜRK BUDUR: YILDIRIMDIR, KASIRGADIR, DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR!!! Mustafa Kemal ATATÜRK

ATATÜRK VE MEVLANA

6/3/2009 -Kategori: MEVLANA

ATATÜRK

Yıl 1922... Kasım ayının 1'i... Büyük önder, büyük devrimci, Türk milletinin başöğretmeni ve dünya ülkelerinin gelecekte kendisini örnek alacağı seçilmiş insan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”. Evet, o büyük insan gerçek bir dindardı. Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz. Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı. 29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeçte bu saflığı kendisi şöyle tanımlıyor: “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır. “Başöğretmen Gazi m ustafa Kemal Atatürk’ün Konya konuşmaları, Atamızın din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. İşte 20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmadan bölümler: “İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır. Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet’ten uzaklaştıkları için kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor. Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız. Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vakıasında Hz. Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kuran-ı Kerim sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kuran, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular. Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti. Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.” Evet, yıllar önce ve olağanüstü şartlarda kullanılmış bu ifadeler Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ne kadar büyük bir kimliğe sahip olduğunun ispatıdır. Yüce Atatürk’ün Hz. Muhammed'e duyduğu büyük sevgi ile birlikte Hz. Mevlana’nın da fikirlerine duyduğu hayranlık onun tüm hayatını ve icraatlarını etkilemiş, din konusundaki ifadelerine temel teşkil etmiştir. Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz. Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir: “-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz. Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...” Evet... Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir. Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz. Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti: “- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz. Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir." İşte Yüce Atatürk'ün İslamiyet'e şekilcilik katarak onu asıl ruhundan uzaklaştıranlara verdiği en mükemmel mesajlardan birisi. O birçok kez dinin insanlık tarafından gerçek boyutlarıyla anlaşılmadığını belirtirken, Hz. Mevlana’nın da yanlış ve eksik yorumlandığına da temas etmiştir. Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadeleridir: “-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.” Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz. Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz. Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır. Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir: Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz. Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir. Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması" emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir. Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir. Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsçayı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır. Atatürk tercümedeki: "Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş: "Hz. Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..." Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir: “-Eğer, Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.” Hz. Muhammed’in “Din nedir?” sorusuna verdiği “Ahlak, ahlak, ahlak” cevabına her dönemde çok ihtiyaç duyduğumuzu düşünerek Hz. Muhammed'in, Hz. Ali’nin, Hz. Mevlana'nın ve Atatürk' ün şu sözlerine dikkat çekmek istiyoruz: “İlim Çin’de olsa gidip öğreniniz.” Hz. Muhammed “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Mustafa Kemal Atatürk “Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım, savaşa dair ne varsa ben orada yokum.” Hz. Mevlana “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" Mustafa Kemal Atatürk “Evlatlarınızı zamana göre yetiştiriniz.” Hz. Ali “Milletimi muasır medeniyet seviyesinde görmek isterim.” Mustafa Kemal Atatürk

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

KISSADAN HİSSE

HER İNSAN BÜYÜK BİR ALEMDİR. İNSAN DÜŞÜNCEDEN İBARETTİR, GERİ KALAN ET VE SİNİRDİR. İNSANDA O KADAR BÜYÜK BİR AŞK, HIRS, ARZU VE ÜZÜNTÜ VARDIR Kİ YÜZ BİNLERCE ALEM KENDİSİNİN OLSA YİNE HUZUR BULAMAZ. BU ZEVKLERİN, ARZULARIN HEPSİ BİR MERDİVENE BENZER. MERDİVEN BASAMAKLARI OTURUP KALKMAK İÇİN ELVERİŞLİ DEĞİLDİR; ÜZERİNE BASIP GEÇMEK İÇİN YAPILMIŞTIR. UZUN YOLU KISALTMAK, ÖMRÜ BU MERDİVEN BASAMAKLARINDA HEDER ETMEMEK İÇİN ÇABUK UYANAN VE DURUMU BİLEN İNSANA NE MUTLU! HERŞEY İNSANADIR, O, ALLAHIN CEMALİNİN A

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro

-----MEVLANA-----

HZ. MEVLANA'NIN VASİYETİ:

SİZE, GİZLİDE VE AÇIKTA ALLAH'TAN KORKMAYI,
AZ YEMEYİ, AZ UYUMAYI, AZ KONUŞMAYI,
İSYAN VE GÜNAHLARI TERK ETMEYİ,
ORUÇ TUTMAYI, NAMAZA DEVAM ETMEYİ,
SÜREKLİ OLARAK ŞEHVETİ TERK ETMEYİ,
BÜTÜN YARATIKLARDAN GELEN CEFAYA TAHAMMÜLLÜ OLMAYI,
APTAL VE CAHİLLERLE OTURMAMAYI,
GÜZEL DAVRANIŞLI VE OLGUN KİŞİLERLE BİRLİKTE BULUNMAYI VASİYET EDİYORUM.
İNSANLARIN EN HAYIRLISI, İNSANA YARARI OLANDIR.
SÖZÜN EN HAYIRLISI, AZ VE ANLAŞILIR OLANIDIR.

-----MEVLANA-----

YAZI VE RESİMLER
ALINTIDIR

-----irsad20-----

KISSADAN HİSSE:
GEÇMİŞTEN ADAM HİSSE KAPARMIŞ…
NE MASAL ŞEY! BEŞ BİN SENELİK KISSA YARIM HİSSE Mİ VERDİ?
‘TARİH’İ ‘TEKERRÜR’ DİYE TARİF EDİYORLAR;
HİÇ İBRET ALINSAYDI, TEKERRÜR MÜ EDERDİ.
M. A. ERSOY

-----irsad20-----

-----AYET-----

BAKARA= (78)
ONLARDAN, OKURYAZAR OLMAYAN
ÖYLE KİMSELER VARDIR Kİ
BİR TAKIM KURUNTULAR DIŞINDA
KİTAPTAN HİÇBİR ŞEY BİLMEZLER.
SADECE BİLDİKLERİNİ SANIRLAR.
(79) VAY HALİNE O KİŞİLERİN Kİ
KENDİ ELLERİYLE KİTABI YAZIYORLAR
SONRA DA BASİT BİR MENFAAT
SAĞLAYABİLMEK İÇİN KALKIP
BU YAZDIKLARININ,
ALLAH KATINDAN OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR.
YAZIKLAR OLSUN ONLARA,
BU YAZDIKLARINDAN ÖTÜRÜ!
YAZIKLAR OLSUN ONLARA,
BU KAZANDIKLARINDAN ÖTÜRÜ!
(107) YİNE GÖKLERİN VE YERİN HAKİMİYETİNİN’DE
YALNIZ ALLAH’A AİT OLDUĞUNU BİLMEZMİSİN!
ALLAH’TAN BAŞKA SİZİN NE BİR DOSTUNUZ
NE DE BİR YARDIMCINIZ VARDIR.
(121) KENDİLERİNE KİTAP VERDİKLERİMİZ
ONU TAM MANASIYLA
OKUYARAK ONA İNANIRLAR.
KİMLER ONU İNKAR EDERSE,
KAYBEDENLER İŞTE ONLAR OLACAKTIR.
(123) HİÇBİR CANIN DİĞERİ ADINA
BİR ŞEY YAPAMAYACAĞI,
HİÇBİR KARŞILIĞIN ALINMAYACAĞI,
HİÇBİR ARACININ KABUL EDİLMEYECEĞİ
VE İNSANLARIN HİÇ BİR YARDIM GÖRMEYECEKLERİ
BİR GÜNDEN SAKININ.
(136) “BİZ, ALLAH’A, BİZE İNDİRİLENE,
İBRAHİM’E, İSMAİL’E, İSHAK’A, YAKUP’A
VE ONUN SOYUNDAN GELENLERE İNDİRİLENE,
MUSA VE İSA’YA
VERİLENE VE RABLERİ TARAFINDAN
BÜTÜN PEYGAMBERLERE VERİLENLERE İNANDIK.
BİZ ONLARDAN HİÇ BİRİNİ
DİĞERİNDEN AYIRMAYIZ.
BİZ YALNIZ O’NA BOYUN EĞENLERİZ.”
DEYİNİZ.
(169) ŞEYTAN SİZE SADECE KÖTÜLÜK YAPMAYI,
ÇİRKİNLİĞİ VE ALLAH HAKKINDA
BİLMEDEN İLERİ GERİ
KONUŞMANIZI EMREDER.
(170) ONLARA: “ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE UYUN”
DENİLDİĞİNDE:
“HAYIR BİZ,
BABALARIMIZDAN GÖRDÜKLERİMİZE UYARIZ”
DERLER.
YA BABALARI HİÇBİR ŞEY DÜŞÜNEMEMİŞ
VE DOĞRU YOLU BULAMAMIŞ
KİŞİLER OLSALAR DA MI?!
NİSA= (152)
ALLAH’A VE PEYGAMBERLERİNE İNANAN
VE PEYGAMBERLERİ ARASINDA
HİÇBİR AYIRIM YAPMAYANLARA GELİNCE,
ALLAH ONLARIN MÜKAFATLARINI VERECEKTİR.
ALLAH ÇOK BAĞIŞLAYICI
VE ÇOK MERHAMETLİDİR.

-----AYET-----


LA İLAHE İLLALLAH

-----HADİS-----

"EĞER BENİM BİLDİKLERİMİ BİLSEYDİNİZ,
AZ GÜLER ÇOK AĞLARDINIZ."
*****
HAKKIMDA
HIRİSTİYANLAR
IN
MERYEM OĞLU İSA'YA YAPTIKLARI GİBİ
AŞIRI ÖVGÜLERDE BULUNMAYIN.
ŞURASI MUHAKKAK Kİ
BEN BİR KULUM.
BENİM İÇİN
"ALLAH'IN KULU VE ELÇİSİ" DEYİN.

-----HADİS-----


MUHAMMEDİN
RESUL ALLAH

-----irsad20-----

RAHMETİ HERŞEYİ KUŞATAN VE ÇOK BAĞIŞLAYAN ALLAH’IN ADIYLA.
ALLAH’IM BEN İŞLEDİĞİM GÜNAHLARIMA TÖVBE İSTİĞFAR EDİYORUM.
ESTAĞFİRULLAH, ESTAĞFİRULLAH, ESTAĞFİRULLAH.
BENİM TÖVBE VE İSTİĞFARLARIMI KABUL ET.
BAŞTA ANNEM, BABAM, AİLEM VE GEÇMİŞİMİ,
BÜTÜN İNANANLARIN GEÇMİŞLERİNİ VE BİZLERİN GÜNAHLARIMIZI BAĞIŞLA.
BİZLERİ İKİ CİHANINDA DA HAYIRLI HELAL RIZIKLARINLA RIZIKLANDIR.
ALLAH’IM BENİ BANA BIRAKMA. BENİ RAHMETİNLE SEN KUŞAT.
ALLAH’IM BEN NEFSİME HAKİM OLAMIYORUM,
GÜNAH İŞLEMEKTEN UZAK DURAMIYORUM, DOĞRU YOLUNU GÖRÜP BULAMIYORUM.
NEFSİME HAKİM OLMAMI,
GÜNAHLARDAN UZAK DURMAMI,
DOĞRU YOLUNU GÖRÜP BULMAMI BANA NASİP ET.
VERDİĞİN NİMETLERE ŞÜKÜRLER OLSUN.
SEN BENİM DÜNYADA DA AHİRETTE DE SAHİBİMSİN.
BEN SANA TESLİM OLDUM ALLAH’IM.
İKİ CİHANINDA DA BENİ SANA TESLİM OLAN
SIDDIK, SALİH KULLARINDAN EYLE.
RABBİMİZ UNUTURSAK VEYA HATAYA DÜŞERSEK BİZİ SORUMLU TUTMA.
EY RABBİMİZ, BİZDEN ÖNCEKİLERE YÜKLEDİĞİN GİBİ,
BİZE DE AĞIR BİR YÜK YÜKLEME.
EY RABBİMİZ BİZE GÜCÜMÜZÜN YETMEDİĞİ İŞLER DE YÜKLEME.
BİZİ AFFET, BİZİ BAĞIŞLA, BİZE ACI
SEN BİZİM MEVLAMIZSIN KAFİRLER TOPLULUĞUNA KARŞI BİZE YARDIM ET.
BİZLERİ YAŞARKEN VE SANA KAVUŞMAK ÜZERE SON NEFESİMİZİ VERİRKEN
SANA TESLİM OLMUŞ İMANLI KULLARIN OLARAK RUHUMUZU AL.
GEÇMİŞİMİZİ VE BİZİ AFFET.
BİZLERİ RAZI OLDUĞUN KULLARIN OLARAK MUTLU, HUZURLU, RAHAT BİR ŞEKİLDE BERZAH ALEMİN’DE BEKLET.
BİZLERİ CEHENNEME YAKLAŞTIRMA UZAK TUT.
BİZLERE, PEYGAMBERLERİNLE VAAT ETTİKLERİNİ DE VER.
BANA BENİM İÇİN HAYIRLI OLANI NASİP EYLE.
BANA BU DÜNYANDA DA İYİLİK, GÜZELLİK, HAYIRLAR VER.
AHİRETİNDE DE İYİLİK, GÜZELLİK, HAYIRLAR VER.
ALLAH’IM BEN YALNIZ SANA İNANDIM,
YALNIZ SANA GÜVENDİM,
YALNIZ SANA BOYUN EĞİYORUM.
YALNIZ SENDEN BEKLİYORUM,
YALNIZ SENDEN DİLİYORUM.
BANA İKİ CİHANINDA DA İYİLİK, GÜZELLİK, HAYIRLAR VER.
BENİ RAZI OLACAĞIN, SENİ SEVEN, SENİN SEVDİĞİN KULLARINDAN EYLE.
KIYAMET ZAMANINDA BİZİ REZİL RÜSVA EYLEME.
MUHAKKAK SEN VAADİNDEN CAYMAZSIN.
BİZLERİ RAZI OLDUĞUN KULLARIN OLARAK,
HZ. MUHAMMED S.A.S. EFENDİMİZE DE ÜMMET OLARAK
ONUN YAKININDA CENNETİNDE BİZİ İSKAN EYLE...

-----irsad20-----

Ermeni Vahşeti

free counters


Dağda üç Beş domuz Sürüsü
Tutturmuş Bir Kürdistan Türküsü
Eline Almış Bayrak Diye Bir Masa örtüsü
Satsan Beş Para Etmez Ne Dirisi Ne De ölüsü
Soyu Soysuz Olan Sensin Toprak Senin Neyine
İte itlik Yapıp Kafa Tutma Beyine
Anlasa Dediğimi Sokaktaki Köpek Ağlar Haline
Duy Ulan Soysuz
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE




SEVGİMİN MAHBUBİ BENİM

VATANIMDIR, VATANIMDIR, VATANIMDIR…

VATANI SEVMEYEN İNSAN OLAMAZ

OLSADA ONDA VİCDAN OLMAZ

VATAN “ANADIR”

“ANA” NAMUSTUR…

*****

“TÜRK OLMAK İÇİN ÖNCE KANI TÜRK OLMAK LAZIMDIR.

ONDAN SONRA DİLİ TÜRK OLMAK LAZIMDIR.

ONDAN SONRA DİLEĞİ TÜRK OLMAK LAZIMDIR.”

(Hüseyin Nihal Atsız)

BİR KERE YÜKSELEN BAYRAQ

BİR DAHA ENMEZ